Kimseye Anlatamadıklarım Var, Sen Anla Diye Kızım…

 Asla beklemezdim lohusa kafasına ulaşacağımı. Benim gibi hayat dolu biri nasıl depresyona girebilirdi ki.. İdeallerin ötesinde bir hamilelik geçirmiştim, sonrası da harika devam edecekti. Bi1 kere Ela bizim ödülümüzdü. Emziremeyecek olmak hiç de önemli değildi, buna hazırlamıştım kendimi çünkü O’nu sağlıklı şekilde dünyaya getirmek herşeyden önemliydi. Nah hazırmışım!!
 Ela doğduktan sonra 2 gün hastanede kalmamız gerekiyordu prosedür gereği, sezeryan bir doğum şekli olsa da en nihayetinde ameliyat ve toparlamak en az iki gün sürüyor. Kimseyi kandırmaya gerek yok, canınız yanıyor. İlk gün ayaklarım uyuşuk olarak geçtiği için kalkıp bebekle zaten ilgilenmem mümkün değildi. Bir de bende heycandan kendini kaybetmiş bir koca mevcuttu. Odaya çıkıp Ela’yı yanıma getirdiklerinde çocuğuma sadece karşıdan bakabildim. Çünkü babası kucağından indirmediği gibi kolumda damaryolu var serum bağlı diye bana da vermedi! Bir kez kucağıma yatırdılar kızımı, ama serumdan dolayı tutamıyorum boynu yamuluyor diye Savaş kucağımdan geri aldı! Emzirmediğim için saat başı acıkan bebeğime mamasını annem, Savaş, minik kardeşim falan verdi. Gaz çıkarsın diye kucak kucak gezdi… Ben heycanımdan mı, gelen gidenle ilgilenmekten mi, arayan kişilerin telefonları kulağıma tutuşturulduğu için mi yoksa baya mala bağladığımdan dolayı mı bilmiyorum hiç birşey anlamadım bu durumdan.
 2. gün yine yoğun geçti, biraz aklım başıma geldi ve kendimi yürümek dikelmek için zorladım. Geceleri nefesini, kakasını, hareketlerini birşey olacak korkusuna saniye saniye takip ettiğim için uyumayınca 3.gün gece “biraz dinlenmen lazım” baskılarından, “tamam 2 saat yatayım” diyip uyudum da sabaha kadar bayıldığımdan dolayı kalktığımda ilk vicdan azabımı duymuş oldum. Ben ilgilenemiyordum çocuğumla. Artık ipleri elime almam gerekiyordu. Bundan sonra başbaşaydık, ben büyütecektim. aldım elime biberonu, sanıyorum ki sesimi duyunca kucağıma alınca mucizevi şekilde aşık olacak bana, ve başka kimsenin kucağında durmak istemeyecek. Ama ben kucağıma alınca noldu?! Uyuyan bebek ağlama krizine girdi, çırpınıp duruyor. Ne yapsam sakinleştiremiyorum, 45 dakika o ağladı ben çaresiz yollar denemeye çalıştım. Artık o kadar çökmüş hissediyordum ki anneme “iki dakika tut bir elimi yüzümü yıkayayım” dedim. Eşşek sıpası annemin kucağına bıraktığım anda sustu ve uyudu. İşte bende o anda ipler koptu, o kadar güçsüz o kadar çaresiz hissettiğim başka an olmamıştı. Kıskançlık, pişmanlık, vicdan azabı birbirine karıştı, içimi liğme liğme doğramaya başladı. Kimseye anlatamadığım endişelerim çıktı bir bir ortaya hepsi birbirine bağlandı. Ve “Bu çocuk beni değil, SENİ annesi sanıyor” diye ağlamaya hatta ağlama krizlerine girmeye başladım.
 “İlk gün benim kokumu hiç almadı, annemin kokusunu duydu hep beslerken, bilinçsiz saf bebek ne anlar kimin doğurduğundan. Tabii ki besleyeni annesi sanacak!! Eline biberonu alan herkes benim yapabildiğim herşeyi yapıyor zaten, benim ne farkım var diğerlerinden…” düşünceleri kafamda dönüp duruyor. Öyle tahammülsüzleştim ki etrafımdakilere kucağımdan Ela’yı alanı düşman ilan edeceğim o derece. Annemi evden kovasım geldi, altını açarken “dikkat et canını acıtıyorsun” diyen kaynanama kapıyı açmayasım falan (okuyosanız lütfen kusura bakmayın hiç kolay değildi)
 Artık öyle dayanılmaz hale geldi ki düşüncelerim kıskançlığım, nerden kaynaklandığı gayet açıktı aslında. Altında yatan sebeplerim… Ela’yı her kucağıma aldığımda, yüzü her göğsüme değdiğinde orda meme araması, ağzını yavru kuş gibi açması ama boş kalması… Benim ağzına silikon biberonları tepiştirmem, ona annelik yapmaktan çok zarar veriyor olduğumu düşünmek ve bunu kimseye anlatmadan aşmaya çalışmak ağır gelmişti. Evde kimse yokken açıyordum bağrımı kokumu alsın diye, denedim evet bir kaç kez.. Yapay ama susar belki diye, ama ameliyatlı orası canım yandı. Hiç bir zaman böyle zayıf hissetmemiştim, her zorlukta bir çıkış bulmuştum da bu neden bu kadar zordu?
 Doktoruma koştum son çare. “Senin asla depresyona gireceğini düşünmezdim” dedi. İyi de ben kendimi tanıyamıyorum ki zaten. Çok normalmiş dediğine göre, hormonlar ele geçirmiş beni. Geçecekmiş.. O günden sonra Ela ile yanyana yattık hep, kucağımdan hiç indirmedim. Sesime kokuma alışması için. Ve biberonu bir daha asla başkasının eline vermedim. Ben doyurdum.
 Bugün 36 günlük bebeğim. Ben de 36 günlük lohusayım. Geçti mi? Kısmen… İçimde kalan yangın devam ediyor.

Kızıma not:  Bir gün bu blogu ve instagram hesabımı sana bırakacağım. Beni tek tek oku ve neler hissettiğimi anla diye yazdım hep. Eğer okuyorsan… Hala eksik hissediyorum kendimi sana karşı, sanıyorum ki ölsem benim eksikliğimi hiç hissetmeyeceksin. Geri kalanlar sana bakacak ve sen beni unutacaksın. Ama biliyorum azcık büyüyüp minik ellerinde bana sarılınca geçecek bu his. Gerçekten şu anda önemli olan sağlıkla yanımda olman.. Bu günümüze binlerce şükür…

orum yapılmış

  1. Elanın bir tane annesi var hepimizin yavrularının olduğu gibi..elayla 1 gün arayla doğan kızım var,elaya bakınca kızımı görüyorum.laf olsaydı söylemezdim,sen gerçekten güçlü bir kadınsın.kendinle gurur duymalısın.seni seviyorum

  2. Tuylerim diken diken okudum yazdiklarinizi gercekten hicde kolay deyil anne olmayan anlamaz ama goruyorumki siz gercek bir kahramansiniz inanin bir gun gelecek bunu kucucuk yavrunuzda anlayacak sizi tum kalbimle tebrik ediyor ve size hep dua ediyorum benimde 6 yasinda otizmli bir oglum var iste o yuzden o kucuk meleklerin bize annelerine ihtiyaci var tamda bu sebepten size bize tum annelere rabbim yardim etsin insaallah acil sifalar diliyorum saygilar

  3. Pingback: Bir Pandela Nasıl Uyur? – Pembe

Bir Cevap Yazın

Navigate
Tasarım : Blogger Tasarım